Ana sayfa Raporlar ASTANA ZİRVESİ VE BÖLGESEL İŞBİRLİĞİ – Prof. Dr. Salim GÖKÇEN

ASTANA ZİRVESİ VE BÖLGESEL İŞBİRLİĞİ – Prof. Dr. Salim GÖKÇEN

2872
0
PAYLAŞ

Prof. Dr. Salim GÖKÇEN

Erzincan Üniversitesi

Kazakistan’ın başkenti Astana’da, Türkiye, Rusya ve İran’ın öncülüğünde Suriye rejimi ile muhalifler arasında gerçekleşen Astana Zirvesi, 24 Ocak’ta, ikinci gününde sonuçlandı. Ankara, Moskova ve Tahran adına okunan zirvenin sonuç bildirgesinde, sivillerin korunmasının önemi üzerinde duruldu. Bu bağlamda üçlü mekanizma kurulması karara bağlandı ve bu mekanizmanın görevinin, bölgede ateşkesin tam olarak uygulanmasını sağlamak olduğu vurgulandı. Bildirgeye göre, IŞID/DEAŞ ve El-Nusra’ya karşı ortak mücadele edilecek ve bu gruplar silahlı muhaliflerden ayrılacak. Bildirgede ayrıca, “garantör ülkeler ve silahlı muhalifler, Birleşmiş Milletlerin denetiminde 8 Şubat’ta Cenevre’de düzenlenecek görüşmelere katılımı destekler” ifadesine yer verilmiştir. Bununla birlikte Suriye’deki sürece uluslararası toplumun katkı sağlaması ve Birleşmiş Milletler kararına uyulması kararı da alınmıştır. Ortak bildiride Suriye rejimi ve muhaliflerin imzasının olmaması ise dikkat çekicidir.

Astana görüşmelerinin beklentileri kısmen de olsa karşıladığı söylenebilir. İran, Türkiye ve Rusya’nın bakan yardımcısı ve müsteşar yardımcısı seviyesinde katıldığı böylesine bir toplantının yapılabilmiş olması bile kayda değer bir sonuçtur. Aynı zamanda görüşmelerin yarıda kalmadan tamamlanmış olması ve bir karara bağlanmış olması da oldukça önemlidir. Ankara ve Şam’ın aynı masada bulunması da bundan sonraki gelişmelere ışık tutmaktadır. Uzun süredir kamuoyu önünde bir araya gelmeyen iki taraf açısından bu zirve bir ilki gerçekleştirmiştir. Bu durum, bundan sonrası için de önemli bir göstergedir ve iki taraf arasında görüşmelere başlanacağı izlenimi vermektedir.

Bu olumlu değerlendirmelerin yanında zirvenin içeriğinde ve sonuç bildirgesinde çok ciddi sıkıntıların olduğunu da söylemek gerekir.

Son 6 aylık dönemdeki ABD seçimleri, Donald Trump’ın görevi devralması gibi süreçte ABD’nin hem Ortadoğu’da özellikle de Suriye’de doğrudan sahada olmadığının altını çizmemiz gerekiyor. Bir anlamda ABD’nin olmadığı bir ortamda Rusya’nın ve Türkiye’nin inisiyatif alarak süreci işlettiğini söyleyebiliriz. Bu açıdan bakıldığında ABD ve körfez ülkeleri olmaksızın silahlı muhalifler, Suriye hükümeti, Türkiye, İran ve Rusya arasında önemli bir iş kotarılmış oldu fakat burada bazı problemler ortaya çıkmaktadır. Birincisi, muhaliflerin önemli bir bölümü arkalarında sadece Türkiye’nin değil körfez ülkelerinin hatta ABD’nin de olmasını istiyorlar. İkincisi, yine silahlı muhaliflerin önemli bir bölümü, İran’ı bu sürecin içerisinde bu kadar aktif görmek istemiyorlar. Üçüncüsü ise muhalifler, Suriye’de özellikle son bir aydan beri süregelmekte olan ateşkes ihlallerinin özellikle İran yanlısı güçler ve rejim ordusu tarafından yapıldığını iddia ediyorlar. Batı medyasına yansıyan bilgilere göre ise, özellikle sürecin bu aşamasına dâhil edilmeyen körfez ülkeleri Katar ve Suudi Arabistan, sahada destekledikleri gruplara ateşkese uymamaları konusunda telkinde bulunmaktadırlar. Bu itibarla rejim ordusunun giderek güç kazandığı, Türkiye’nin aktif olarak sahada olduğu bir ortamda silahlı muhaliflerin güç kaybettiğini de tespit etmemiz gerekiyor. Böylesine çetrefilli bir durumda önümüzdeki ay Cenevre’deki görüşmelerin nasıl şekilleneceği gerçekten büyük bir merak konusu olmuştur.

Astana zirvesinin Türk – Rus ilişkilerine ise önemli bir katkı sağladığını söyleyebiliriz. Son dönemde Türkiye-Rusya ilişkilerindeki tek sorun Suriye ve Suriye’deki gelişmeler olmuştur. İki ülke arasındaki karşılıklı ilişkiler adeta ikinci planda kalmıştır. Bu bağlamda Türkiye’nin bugüne kadar Rusya’dan talep etmiş olduğu konuların hiç birisinde hala bir ilerleme sağlanamamıştır. Örnek olarak, doğal gaz fiyatlarında indirim hâlâ yapılmamış, Vize konusuna bir düzenleme getirilmemiş, ihracat – ithalat konusunda ise bir gelişme söz konusu olmamıştır. Dolayısıyla her iki taraf, kendi aralarındaki güven artırıcı hususu bir şekilde Suriye üzerinden Astana’daki işbirliği ile pekiştirmeye çalışmaktadırlar. Bu açıdan Suriye konusu ve Astana zirvesi süreci, aslında bir anlamda Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkilerde en somut işbirliği sahası olarak karşımıza çıkmaktadır.

Astana zirvesinin ardından iki süper güç arasında meydana gelecek ilişkiler de Türkiye’yi yakından ilgilendirmektedir. ABD’nde Trump yönetiminin Türk-Rus ilişkilerine etkisinin ne şekilde olacağı bu açıdan önemlidir. Trump’ın görevi devralması ile birlikte seçim sürecinde belirttiği hususları birer birer hayata geçireceğine yönelik güçlü emareler gözükmektedir. Bu açıdan Trump’ın Putin ile ilişkilerini geliştireceği anlaşılmaktadır. İki ülke arasında odaklanma noktasının Ortadoğu’dan ziyade Çin ve uzak doğu olduğu ortaya çıkmaktadır. Rusya – ABD ilişkileri geliştikçe ya da derinleştikçe masadaki konuların, önceliklerin ne olacağına da bakmak gerekiyor. Şimdi herkes Suriye konusunun en önemli mesele olduğunu düşünmektedir. Aslında Rusya ve ABD arasındaki en önemli meseleler, Ukrayna – Kırım konusu ve ABD’nin Rusya’ya uygulamakta olduğu ekonomik ambargodur. Bu çerçevede Putin – Trump yakınlaşmasının kuşkusuz Suriye’ye de önemli bir yansıması olacaktır. İşte bu noktada belki de Rusya’nın Suriye’de takınacağı aktif tavır, Trump’ın ve ABD’nin yükümlülüğünü de azaltacaktır. Eğer böyle bir gelişme meydana gelirse Türkiye açısından da oldukça kritik bir süreç başlayacaktır. Bir tarafta çok yakın ilişkiler yürüttüğü Rusya diğer tarafta da PYD ve PYD üzerinden yakın ilişkiler tesis etmeye çalıştığı ABD ve Trump yönetimi olacak yani Türkiye’nin işi biraz daha zorlaşacaktır.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here